BENI HABERDAR ET
E-mail adresinizi ekleyerek hizmet- lerimizden haberdar olabilirsiniz.
Ad Soyad
:
E-mail
:
Ekle
Çıkar
NAMAZ VAKTİ

HAVA DURUMU
ZIYARETÇI SAYISI
Bugün :
1
Toplam :
276644
ŞAİR VE YAZARLARIN GÖZÜYLE MAVİ MARMARA I

AKDENİZ´DEKİ HILFU´L-FUDUL ÂDEM TURAN Onlar güzel insanlardı; yeryüzünün en güzel insanları. Gittiler ve "önden gidenlere yetişmiş oldular." Bir vicdan ayaklanmasıydı bu.  Zulme karşı, ayaklandılar ve bir insanlık dersi verdiler bütün dünyaya. Haksızlığı, adaletsizliği ortadan kaldırmak için gittiler, merhametsiz olanlara merhametin ne olduğunu gösterdiler. Onlar, Allah Rasûlü´nün övdüğü "hılfu´l-fudul"ün günümüzdeki karşılığı idiler. Müslümanıyla, Hristiyanıyla, ateistiyle hepsinin hedefi Gazze´ye uygulanan ambargoyu delmekti. Silahsızdılar. Sadece ilaç götürüyorlardı.

Gazzeli kardeşlerine, yiyecek ve giyecek götürüyorlardı. Ama acımasızca saldırdı İsrail komandoları; ses, sis ve gaz bombalarıyla saldırdılar; ateş ettiler, kan döktüler. Biz bu vahşeti, bu insanlık dışı saldırıyı, şairlerimize ve yazarlarımıza sorduk; duygu ve düşüncelerini aldık onların. Gerçekten iyi ve anlamlı bir soruşturma olduğu kanaatindeyiz. Son olarak; şehitlerimizin bereketi olsa gerek, Gazze´ye uygulanan ablukanın ortadan kalkmaya başladığını görüyoruz. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, buna gönülden inanıyoruz...

Bu kardeşlerimiz Ümmetin izzetini iade etti

CUMALİ ÜNALDI HASANNEBİOĞLU

Sevgili Adem,

Bir yıl önce, baharda Filistin´deydim. El-Halil, Kudüs, Eriha, Beytlahm, İsrail yerleşim bölgeleri, koca koca duvarlar ve Tel Aviv...

Özellikle El Halil, resmen öldürülmüş bir kent. İnsani yönden, ekonomik yönden, dini hassasiyetler yönünden... İsrail, başkalarını yokederek kendini ihya eden bir kanser hücresinin adı haline dönüşmüş. Mescid-i Aksa´ya girmek-Ki, orda kaldığımız beş gün içinde sabah namazlarını Mescid-i Aksa´da kıldık- başlıbaşına bir işkence. Üflesen devrilecek asker müsveddeleri konmuş kapıya, onlar izin verirse geçebiliyorsun. İsrail, ruhları presleme, ezme, yoketme amacıyla yapıyor, yaptıklarını. Şimdiye kadar bütün dünyaya da yutturdular güçlü oldukları imajını.

Ne zamana kadar?

İHH´nın silahsız barış gönüllülerinden, plastik sandalyelerle evirile çevirile "kötek" yiyinceye kadar. Bu kardeşlerimiz, özel anlamda ümmetin izzetini iade etti. Genel anlamda insanlığın onurunu...

Az şey mi?

Bir şey daha eklemeliyim: Bir sabah Mescid-i Aksa´da, namazdan çıkarken, genç bir Filistinli geldi, çantalarımızda ay yıldız var, Türkiye´den geldiğimi teyit ettikten sonra, sarıldı ve ağladı. Elindeki bir "reyhan"ı da bana verdi. Onu kuruttum ve saklıyorum.

Filistin, hatta Ortadoğu meselesinin ancak bizimle çözüleceğini, o kurutulmuş reyhandan fazla anlatan hiçbir şey yok.

Selam ile muhabbetle...

Esirlerini zehirleyen bir toplum

METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU

"Oğul su içene yılan bile değmez" sizin büyükleriniz de böyle söyler miydi? Su içmek neden böyle üzerine titrenmesi gerekli ihtiyaçtı? Aşağı Şehir´den Yukarı Şehir´e doğru yayan yahut beyaz bir Mısır Eşeği´nin sırtında yola çıkardık. Yedi sekiz kilometrelik yolun tamamı koca bir yokuşu tırmanmaktan ibaretti. İki saati aşkın bir süre ağustos ayının sabah güneşi altında yol alan kervanın her türlü canlısı, Üç Lüle adlı çeşme başına vardığında, tenekeler dolusu su içerdi. Eğer aynı sebepten çeşme başına sizden sonra varan bir yılan varsa o bile sırasını bekler, su içene dokunmazdı. Su içen masum yolculara dokunmayan bir yılan ne kadar sevimli gelirdi bize. Böyle inanırdık.

Yılanın bile dokunmadığı masum bir susamışı, mazlumu, yoksulu, çaresizi insanların rahatsız etmesi nasıl düşünülebilir? ´İnsanların´ diyorum lakin insanlık nasiplerini bâtıl itikatlarının virtleri arasında unutmuş İsrail oğullarını ayrı tutmalıymışım. Çünkü onların tarih boyunca aralarından çıkmış ve kendilerine Allah´tan kurtuluş haberleri taşıyan Peygamberleri bile öldürmeye kalkıştıklarını bilmeyen mi var? Dünya tarihi sayısız savaşlar görmüştür. Ama aynı zamanda bu savaşlardan sayısız da kahraman üretmiştir. Gözünü budaktan sakınmayan nice yiğit canlarını vermiş, bize unvanlarını emanet etmiştir. Dünya edebiyat ve sanat tarihi onların şiirleri, romanları, heykel ve resimleriyle süslenmiştir. Öyle ki bazen iki hasım tarafın yenişemediği savaşlar gerçekleşmiş, sonunda her iki tarafın kahramanları da ortak bir itibar kazanarak tarihe mal olmuşlardır. Aynı tarih esirlerine saygıyla davranan muzaffer komutanları da anlatır.

Kendisini himaye edeceğini bildirmek maksadıyla kapısına gelen öz amcasına, köle muamelesi yaptığı insanlarla aynı sofraya oturma karşı teklifini yapan Son Allah Elçisi´nin mesajıyla, esirlerine zehir içiren İsrail Oğullarının tavrını kıyaslayanlar anlayacaktır: yeryüzü hangisini hayırla hatırlamaktadır?

İHH adlı örgütün muhteşem buluşuyla, Gazze´ye Yol Açık, Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım parolasıyla yola çıkan konvoyun yiğit elemanlarına su yerine kurşun yağdıran İsrail, yılandan çok daha aşağılık bir karaktere sahip olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir. İsrail´in bu tutumunu meşru göstermeye çalışan kimi yandaşlarını da akrepten daha aşağılık görmek lazımdır. Çünkü akrebi tam karnının ortasından tutarsanız bütün öldürücülüğüne rağmen, can havliyle bacaklarını ileri geri oynatmaktan öte bir şey yapamaz. Bunların neresinden tutarsanız tutun evvela sizi de kirletecek sonra zehirleyecektir. Çünkü esirlerine zehirli su içirdiği, radyasyon verdiği, yiyeceklerine kanserojen maddeler kattığı şüphesi cümle âleme aşikâr olmuştur.

Akdeniz´e Geri Dönüyoruz

İBRAHİM PAŞALI

1992 yılında Bosna´daki katliamdan sonra, Balkanlara geri dönmüştük. Diplomatlarımızla, yardım kuruluşlarımızla, okullarımızla, iş adamlarımızla, öğrencilerimizle, turistlerimizle ve saire...  Yardım filosunun insanı, vicdani boyutu bir kenarda tutulacak olursa, şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz: Birinci Dünya Savaşı´nda Ege´de hapsedilen Türkiye, yaklaşık bir asır sonra, Akdeniz´e, ´sıcak´ sulara inmeyi başardı! Ders kitaplarının meşhur repliğidir: "Ruslar, Akdeniz´e, sıcak sulara inmek istiyorlardı."

Akdeniz´de ne var? Akdeniz´de olmak neden bu kadar önemli? Ders kitaplarımız bunun cevabını vermiyor... Akdeniz´de her şeyden önce ´güvenliğimiz´ var. Bir ülke, kendi sınırlarında nöbet tutularak korunmaz. Türkiye adlı çatının altına sığınan insanların güvenliği, Saraybosna´dan, Kabil´den, Beyrut´tan, Gazze´den vd. şehirlerden başlar. Buralar güven içinde olmadığında, meydan korsanlara kaldığında, başımızın ağrıması kaçınılmazdır. Bir benzetme ile izah etmek gerekirse: evin kapısı, apartmanın kapısı ve sitenin kapısı güvende olduğunda; huzur içinde uyuyabiliriz, uyanabiliriz. (Evinin kapısını kilitlemeyi yeterli görenler, arkadaşlarımızı eleştiriyorlar!) Türkiye´nin ´orada´ ne işi var, diyenlere bu noktayı hatırlatmak lazım. Mesela, yıllardır Kıbrıs´ta verdiğimiz mücadelenin; sadece ırkdaşlarımızla, dindaşlarımızla ilgili bir mesele olduğunu zannedenleri, harita başına davet etmeliyiz. Bu vicdani mesele, Türkiye için aynı zamanda üstünde düşünülmesi gereken, ´makul´ (akıl konusu) bir olgudur.

Bir propaganda devleti olan İsrail´e karşı, bu kirli propagandayı çürütmek için yürütülen "vicdan, merhamet, insani yardım" merkezli söylemin önemini inkar edemeyiz. "Bu mesele, sadece Türklerin, müslümanların meselesi değildir. Vicdan sahibi olan bütün insanların meselesidir." Fakat birbirimize propaganda yapmaya ihtiyacımız yok: Dünyanın dört bir yanındaki, vicdanlı güzel insanların protestoları değil, "Türkiye Cumhuriyeti"nin yoğun mücadelesi neticesinde arkadaşlarımızı İsrail hapishanelerinden alabildik. Türkiye, pes edip Akdeniz´den ve masadan geri çekilseydi; arkadaşlarımız hâlâ İsrail hapishanelerinde olmaya devam edecekti...

İsrail´in üç katı milli gelire sahip bir ülke olan Türkiye, ekonomisini büyütmek için, daha çok ve ucuz enerjiye, daha ucuz emtiaya ve yeni pazarlara ihtiyacı var. Sadece vicdanımız değil, menfaatlerimiz de Akdeniz´de olmamızı zorunlu kılıyor. 15 yıl önce, hedef olarak koyabildiğimiz, düşünebildiğimiz en büyük organizasyon, her kurban bayramında, Türk Hava Kurumu´ndan postlarımızı kurtarmak idi. Nereden nereye geldik: her kurban bayramında 120 ülkede kurban kesip fakir, fukaraya dağıtacak organizasyonlar yapabiliyoruz.

Akdeniz´de mücadele yeni başlıyor; Allah yardımcımız olsun.

Hepimize "Güzel Ölüm" dersi verdiler

İBRAHİM DEMİRCİ

İsrail´in saldırılar zincirine eklediği son halka, kendisi için hangi sonucu doğurdu? Bu sorunun cevabını al-Hayat gazetesi çizeri Habib Haddâd´ın 2 Haziran 2010 tarihli çizgisinde bulabiliriz. Fakat önemli olan, bizim -tek tek insanlar olarak da, kurumlar ve ülkeler olarak da- neyin peşinde olduğumuzdur. İHH, Mavi Marmara ve ona eşlik eden gemiler, Gazze´ye insani yardım ulaştırmanın peşindeydiler. Görünüşe bakılırsa bu hedefe erişemediler ama daha büyük hayırlara kapı açtılar. Gazze yolcularından bazıları, "şehadet" umarak çıkmışlardı yola, umdukları şerefli makama erdiler, hepimize "güzel ölüm" dersi verdiler. Komplo teorileri, diplomatik manevralar, manipülasyonlar, provokasyonlar, politik atraksiyonlar vesaire kabilinden bütün ecnebî enstrümanlar ve bu enstrümanlarla oynayanlar, bu oyunlarından ne elde ederlerse etsinler, hakkın ve haklının yanında olmanın verdiği gönül huzurunu, vicdan rahatlığını, güven duygusunu, onurlu yaşama zevkini, sorumluluk üstlenme yüceliğini, fedakârlık ahlâkını yok edemeyeceklerdir.

Geride Kalanlar Önden Gidenlere Yetişmiş Oldu

HÜSEYİN AKIN

Bir süre önce önden gidenlere gıpta edip içlenerek Gazze için ´Geride Kalanların Türküsü´nü çığırmıştık. Oysa şimdi geride kalanlar önden gidenlere yetişmiş oldu. An itibariyle hamdolsun Türkiye´de zihnen ve kalben yolu Gazze´ye düşmeyip geride kalan tek bir kişi yoktur. İsrail kötü yüzünü biraz daha teşhir ederek bilmeden önden gidenlerle geride kalanlar arasındaki mesafenin ortadan kalkmasına vesile olmuştur.

İnsanlığın hangi tarafta yer aldığının netleştiği bir tarih: 31 Mayıs 2010

AHMETMERCAN

Altı gemi insanlığın kararan vicdanının kireç sökücüsü oldu. 31 Mayıs 2010, insanlığın hangi tarafta yer aldığının netleştiği tarihtir. Şimdi tarihe, sanata, kayıta geçme zamanıdır.

Mavi Marmara bir destandır artık

ALPER GENCER

Hayatımda ilktir, kalkan bir gemiyi kaçırdım, gemisiz kalmak nedir, bildim. O gemi Gazze´ye doğru yol alırken, sanki dünyadaki en doğru şeydi. O geminin içinde çay içmek bile büyük bir ibadetti. Mavi Marmara bir destandır artık. Çocuklarımıza anlatacağımız, zulme karşı durmanın, zaferin ve kahramanlığın destanı... Allah razı olsun, mübarek etsin inşallah.

Zulüm gözün kör olsun

OKTAY TAFTALI

Bu korsan devlet, kurulduğu yıllarda insanlığı meşgul eden binlerce yıllık bir meselenin halledildiği sanılıyordu. Kendisi de gadre uğramış bir kavmin huzur bulacağı zannediliyordu. İnsanlığın iyi niyetli ruhu böylesi bir naif algı içindeydi. Ama o gün bu gündür, İsrail Devleti ve oligarşisi, ne kendi halkına, ne de dünyaya huzur vermedi, vermiyor ve görünen o ki, kapitalist medeniyetin kan damarları çatlamadıkça, kapitalizm bir medeniyet olarak çökmedikçe, İsrail bir virüs gibi insanlığın vicdanını oymaya devam edecek.

Soysuz Surat

NURETTİN DURMAN

Ah soysuz surat hain parmak oldu mu?

Yoksul kıran halini beğendin mi söyle

Tetik düşüren kaypak ölüm durağını

Gördün mü korku tünelini hadi söyle?

Gördün mü nasıl da kırıldı aynada vicdan

Döküldü kan bir daha belli oldu zalim

Bir daha çıktı ortaya merhametin katili.

Neden yahu!

METİN ÜSTÜNDAĞ

Ey İsrail Başbakanı Netanyahu

Neden yahu!

Çok yakında

BÜLENT AKYÜREK

Allah´ın izniyle Müslümanlar, İsraillilere erkek gibi savaşmasını ve ölmesini öğretecek bir gün; hem de çok yakında...

Vicdan, dünyevi bir örgütlenmedir

ADNAN ÖZER

Bunca söylenenin üstüne, tekrar olmadan ne söylenebilir, bir kere böyle bir zorluğumuz var. Onca yorumcunun göremediği nüansları bulup çıkartmak işine, yazarlar olarak girebilir miyiz?

Ahlaki olarak, içinde felsefi bir tasavvur olan sözler söylenecekse, olayın yakıcı güncelliği ve bizzat kendi ateşi karşısında bunu nasıl yapabiliriz..? Yani vicdanlar ezilirken, zihnimiz de bundan vareste değil. Vicdan, dünyevi bir örgütlenmedir. Mademki evrensel vicdan, kamusal vicdan diyoruz; insanlığın vicdanı diyoruz. Bırakalım (yani bu manada çalışalım) insan bunu yapsın. İnsanın buradaki imkanı tinselliktir. Türkiye´den dünyaya global ahlak adına bir mesaj, bedeli ödenerek, gitmiştir. Bu bedel, burada, şüpheciler ve kategorik olarak ayrı duranlar adına da gitmiştir. Onlara, onların imkanları olan tinselliği geliştirme şansı vermeliyiz. Türkiye´de yapılmayan bu. Bu nasıl olacak?!

Solcusuyla muhafazakarıyla ortak şiir yazma gibi deneyimler dışına çıkmalıyız. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez´den duymuştum, Viyana´da: "Saygı" diyordu, saygı ve güven. Evet, saygı ve güven, dayanışma için. Tepki verme biçimlerimiz birbirimizi ürkütmemeli.

Bu acı olayın yıldönümleri de olacak, Türkiye orada kendini göstermeli. O günler adına da söylüyorum. Saygı ve güvenle...

Siyonist İsrail Korsanları

YAŞAR BEDRİ

Bu küstahlar bunu hep yapıyor. Dünya barışı ve emniyeti için en büyük tehditlerden biri Siyonist İsrail rejimidir görüşü yeniden tescilleniyor. Görüntüleri izledik. Somali korsanlarından çok daha vahşi, çok daha zalim, çok daha ahlaksızca savaş suçu işliyor Siyonist İsrail korsanları?

İsrail kuşatması altındaki Filistinlilere gıda, tıbbi malzeme ve diğer insani yardım malzemeleri götüren gemilere yapılan saldırı ile Siyonist İsrail rejimi savaş suçunu gözünü kırpmadan işlemeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakan yardımcısı Danny Ayalon, saldırıya saldırıyla karşılık verdiklerini ifade ederek, ´abluka delinseydi silah kaçakçılığı için yol açılacaktı´ şeklinde komediler üretti. Buna beşikteki bebek de güler, el insaf yani.

Misket bombası atan füzelerin acısı daha silinmemişken, yüzsüzlüğün bu kadar perdahsızlığına ve  pişkinliğine pes yani demekten başka söyleyecek sözümüz yok.

Şehitler, Akdeniz´i mübarek bir deniz kıldı

ÖZCAN ÜNLÜ

Mavi Marmara´da aslında şu oldu: Vahşi siyonizmin yüzyıllardır bir korku ağı ördüğü beyinlere muazzam bir darbe vuruldu. Şehitler, Akdeniz´i mübarek bir deniz kıldı. Gaziler, açılmayacak hiçbir siyon yıldızının olmadığını kanıtladı. Zeytin ağacı gölgesini bile düşman ilan eden İsrail, kendi gölgesinden korkar hale geldi. Filistin Ülkesi´nin topraklarına yarım asır önce kurulan uyduruk İsrail Devleti´ne karşı bir avuç insanın kahramanca, cansiperane kafa tutabildiği ortaya çıktı. Kandan beslenen İsrail devletinin semirmesine artık ´dur´ denildi.

Bir milat oldu. Yahudi şiddetinden korkan insanlık, Gazze gönüllüleri ile bu korkularından kurtuldu. İsrail´in huzurunu kaçırdı. Rahatını bozdu. Artık hiçbir şeyin Telaviv vampirleri için dünkü kadar, bugünkü kadar kolay olmadığını gösterdi. Şaşkınlıktan eli ayağına dolaşan, kötü basireti insanlığına düğümlenen İsrail´in tarihi hatasıyla korsanlığın, alçaklığın, ahmaklığın, aptallığın, haydutluğun tanımı bile değişti.

Mavi Marmara´da aslında şu oldu:

Meleklerin kıyamete kadar ´insan´la birlikte olduğu gerçeği bir kez daha tescillendi.

Ne işin var o gemide...

MEHMET AYCI

Önce söyleyelim: "Ne işin var o gemide." Onlar sorduğunda söyleyelim: "İşimiz gemide olmak. İşimiz, insanlığımız, vicdanımız." Ömer Çelik Meclis´te çok güzel bir cümle söyledi: "İsrail Akdeniz´de Hazreti Musa´ya karşı savaştı." Olan biten bunun özeti gibi. Dünya zulümle abad olmaz. Zulümle hiçbir yapının ayakta durması, hiçbir sistemin ilanihaye sürdürülmesi mümkün değil. Gülümseyen bir çocuk, güzel bir yapı, bir mabet, ne bileyim sıradan akıp giden gündelik hayat bir devlet için "güvenlik kaygısı" olarak algılanıyorsa bunu izah edemeyiz. Bugün Mavi Marmara olur, yarın Turuncu Marmara...

O gemide olmak isterdim. Çantamda oyuncaklar, kitaplar, çantamda Nasreddin Hoca, Çantamda Mesnevi, çantamda ne bileyim bir demet karanfil. Filistinlilerle Yahudiler o coğrafyada birlikte yaşayacaklarsa, bunu sağlamak ancak Türkiye´nin işi olabilir. Tarihin, coğrafyanın ve kaderin başka bir yolunu göremiyorum. Her Filistinli aileden birinin kanının aktığı, her İsrailli´nin sürekli şizofren bir tutumla İsrailli olmayan herkesi düşman gördüğü bir durumda yeniden tanımlamak, yeniden adlandırmak, yeni bir çözüm geliştirmek lazım. Bu kadar yeni sözcüğünü kullandığıma bakmayın, o coğrafyadaki insanlar bizim insanlarımız. Hepsi...

Yazdır  l  Arşiv  l  GönderBu içerik 2470 kez izlendi
Günün Ayeti

Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O´ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.

Tevbe 116

Günün Hadisi

İnsan ölünce (salih) ameli kesilir. Ancak üç amelin sevabı kesilmez: Sadaka-i câriye (kamuya yararlı sadaka), faydalanılan bir ilim ve arkasında kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak.
Tirmizi

Günün Sözü

Yanlışın en tehlikelisi, doğruya en yakın olan yanlıştır.Çünkü doğruyla karıştırılması ve insanların daha kolay aldatılması ihtimali taşır.

Necmettin Erbakan

EĞİTİM YAZILARI
ANKET
Site Yönetimi ÖG-DER