BENI HABERDAR ET
E-mail adresinizi ekleyerek hizmet- lerimizden haberdar olabilirsiniz.
Ad Soyad
:
E-mail
:
Ekle
Çıkar
NAMAZ VAKTİ

HAVA DURUMU
ZIYARETÇI SAYISI
Bugün :
1
Toplam :
276644

Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr

 

EN BÜYÜK GERÇEK ÖLÜMDÜR!

Soru: Kıyamet günü kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından kaçacak, firar edecek... Neden?

Cevab: Bismillahirrahmanirrahim.

 Hayatımız boyunca her nefes, her gün unutamayacağımız en büyük gerçek ölümdür. Ve en dehşetli gün de kıyamet günüdür. ALLAH Teâlâ´nın koyduğu bazı hayat kanunları ve şartları ile bir müddet yaşadıktan sonra her canlı mutlaka ölecek, insanlar için bu ölüm, fani hayattan baki hayata bir geçiş olacak. Böylece herkesin eceli geldiği gün kendi kıyameti kopmuş bulunacaktır. Bir de ALLAH Teâlâ´nın emriyle İsrafil (a.s.)´ın sûr´a üfürmesiyle, ALLAH Teâlâ´nın diledikleri hariç, göklerde ve yerde bulunan bütün varlıklar ölecek, bir müddet sonra onlar da ölerek, bu suretle dünyada hiç bir canlı kalmayıp dünya değişecek, yerlerin ve göklerin düzeni bozulacak, yer yerinden oynayarak, herşey altüst olacak, alem başka bir alem olacak. Yeni bir alem vücuda gelecek. Sonra zamanı gelince ALLAH Teâlâ, İsrafil (a.s.)´ı diriltecek ve ALLAH Teâlâ´nın emriyle Sûra ikinci defa üfürecek. Bunun üzerine bütün varlıklar yeniden dirilerek kabirlerinden kalkacak ve şaşkınlık içinde bekleyeceklerdir. İşte bu durumu Cenab-ı Hak şöyle beyan ediyor:“Fakat o, kulakları sağır edercesine haykıracak olan ses yani kıyametin ikinci üfürülüşü geldiği zaman, evet işte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından kaçacaktır, firar edecektir.” (Abese Sûresi: 33-36) Ama kaçış nereye? Artık yaka ele verilmiştir. “Çünkü o gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi, derdi ve belâsı vardır.” (Abese Sûresi: 37) Herkes ancak kendi derdiyle meşgul olacak. Herkesin kendi derdi ve meşguliyeti başından aşacaktır. Onun ehemmiyeti başkalarını düşünmeye, imdad etmeye meydan vermediği gibi onlardan kaçırır. Hepsini feda ettirir. Kimisi başının kaygısıyla onlara yardım etmekten kaçar. Kimisi de muahaze edilmekten, hesaba çekilmekten kaçar.

 Kişi o dehşetli kıyamet gününde, dünyada kendisine yardımcı olan, akrabası içinde en yararlı olan kardeşinden firar eder. Çünkü kardeşi diyecek ki: Gel bakalım... Buraya.. Dünyada iken benimle iyi ünsiyet kurmadın. Bana haksızlık yaptın. Mirasımı yedin. Beni aldattın. Kişi o dehşetli kıyamet gününde, dünyada bütün hadiselerde kucağına sokulduğu çok şefkatli anne ve babasından firar eder. Çünkü anne ve babasına ihsanla, güzellikle muamelede bulunmamıştır.

Kişi o dehşetli kıyamet gününde, dünyada iken çok sevdiği hanımından da firar eder. Çünkü hanımına sahip olmamıştır. Namaz kılmadığına, açıksaçık gezmesine, ALLAH Teâlâ´nın emirlerini terk etmesine göz yummuştur.

Kişi o dehşetli kıyamet gününde, ciğerpareleri olan oğullarından bile kaçar. Çünkü çocuklarının haklarını ödememiştir. Çocuklarına Müslüman ismi koymamıştır. Onlara İslâmi terbiyeyi vermemiştir. Onlara dinlerini, kitaplarını, Müslüman olduklarını, yaşadıkları müddetçe ALLAH Teâlâ´nın emrine uymak mecburiyetinde olduklarını öğretmemiştir. Onları helal rızıkla beslememiştir. Ve nihayet yetiştikleri zaman onları dindar birisiyle evlendirmemiştir. Evet kaçış, firar ediş. Ama nereye. Hiçbir yere. Yukarıdaki ayetlerin devamında; Cenab-ı Hak: “O gün yüzler vardır. Parıl parıl parlayıcıdır.” (Abese Sûresi: 38) buyuruyor.

 Her kişi yaşadığı hal üzere ölür ve öldüğü hal üzere kabrinden kaldırılır. Dünyada işlediği amel ve ibâdeti; yaptığı iş ve hizmeti niyetine ve gayesine göre âhirette görünür. Çünkü ameller niyetlerin aynasıdır ve değer ölçüsüdür. O bakımdan herkes niyetine ve işindeki doğruluk ve ciddiyetine, ibâdetindeki samimiyetine göre karşılık görür. Cenâb-ı Hak mutlak surette âdildir; yapılan samimi hizmetleri, riyadan uzak amelleri, Hakk´ın hoşnutluğu doğrultusunda yapılan iyilik ve hayırları fazlasıyla mükâfatlandırırken, işlenen fenalıkları, işlenilen kötülükleri de misliyle cezalandırır.

 a- Gerçek Mü´min o gün Cenâb-ı Hakk´ın rahmet ve inayetinin kendi lehine tecelli ettiğini görünce, eriştiği nîmet, devlet, kurtuluş ve saadetten dolayı yüzü ışıl ışıl ışıldar. ALLAH Teâlâ´nın yolunda saç ve sakalının, üst ve başının tozlanmasına karşılık yüzünde ilâhî nur parlar durur.

 b- Dünyada abdest suyunun dokunduğu kısımlar parıldar. Taşıdığı bu ışık, ona hem kabrinde, hem de âhiret gününde bir nur olur da önünü ve yanını aydınlatır. Kabrinden kalkıncaya kadar ruhu Cennet havasıyla neşelenir ve ferahlanır. Ebu Hureyre (r.a.)´den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:“Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağrılacaktır. Yüzünün nurunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın.” buyurdu. (Buhârî, Vudû: 3; Müslim, Taharet: 35)

 Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimizin burada ümmetim diye nitelendirdikleri, özellikle abdest alıp namaz kılan ve ibadet ehli olup, örnek bir hayat süren Müslümanlardır. İşte böyle olanlar kıyamet gününde ve mahşer yerinde: Ey yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlayanlar! Haydi cennete geliniz! diye çağırılacaklardır. Yüzün nurunu ve ellerle ayakların beyazlığını artırmanın yolu, onları farz olan yerlerin ötesine geçerek güzelce yıkamaktır. Bunun ölçüsü ellerde dirseklerin, ayaklarda da topukların yukarısına kadar yıkamaktır. Resûli Ekrem (s.a.v.) Efendimizin de böyle yaptığı birçok sahih rivayette zikredilmiştir. Ebu Hureyre (R.A.)´den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:“Mü´minin zîneti, abdestin yükseldiği yere kadar yükselir.” buyurdu. (Müslim, Tahâret: 40, No: 250, 1/219) Yine Ebu Hureyre (r.a.)´den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “Size ALLAH Teâlâ´nın günahları neyle imha ettiğini ve dereceleri neyle yükselttiğini göstereyim mi?” buyurdu. Ashab da: Evet, ya Resûlellah! demişler. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz de:“Güçlüklere rağmen abdesti yerli yerince almak, mescidlere doğru adımı çok atmak ve namazdan sonra diğer namazı beklemektir. İşte sizin ribatınız yani nöbet yeriniz budur.” buyurdu. (Müslim, Tahâret:41, No: 251, 1/219; Muvatta, Sefer: 55, 1/161; Tirmizî, Tahâret: 39, No: 52; Nesâî, Tahâret: 106)

 Ebu Hureyre (R.A.)´den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Bakî kabristanına gelerek:“Esselamü aleyküm dare kavmin mü´minin! Ve inna inşaellahü biküm lahikûn. Vededtü ene kad reeyna ihvanena. = Selâm size ey Mü´minler diyarı! İnşaALLAH biz de size katılacağız. Din kardeşlerimizi görmüş olmayı çok arzu ederdim.” buyurdu. Ashab: Biz Senin din kardeşlerin değil miyiz, ya Resûlellah! demiş. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz de: “Siz benim ashabımsınız! Kardeşlerimizse, henüz gelmeyenlerdir.” buyurmuşlar. Bunun üzerine ashab: Ümmetinden henüz dünyaya gelmeyenleri nasıl tanıyacaksın? Ya Resûlellah! demişler. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz de:“Ne dersin, bir adamın yağız ve doru at sürüsü içinde sakar ve sekir bir takım atları olsa, o adam atlarını tanımaz mı?” buyurmuş. Ashab: Evet tanır, Ya Resûlellah! demişler. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz de:“İşte onlar da abdestten dolayı böyle sakar ve sekir gelecekler. Ben havuza onlardan önce varacağım. Dikkat edin ki, bir takım adamlar benim havuzumun başından kayıp develerin kovulduğu gibi kovulacaklar. Ben onlara: Hey, beri gelin! diye nida edeceğim. Bunun üzerine bana onlar senden sonra hakikaten dinde değişiklikler yaptılar, denilecek. Ben de: Öyleyse uzak olsunlar! Uzak olsunlar! diyeceğim.” buyurdu. (Müslim, Tahâret: 41, No: 249, 1/218)

 Hadis-i şerifler, adap ve erkanına özen göstererek abdest alana Cenab-ı Hakk´ın kıyamet gününde özel bir muamele yapacağını müjdelemektedir. Binaenaleyh, abdesti erkanına uygun olarak almak gerekir. Abdest insanı nurlandırır. Kıyamet gününde abdest izlerini taşıyanlar özel muameleye tabi tutulacaktır. Bu ümmet seçkin bir ümmettir. Müslüman her işte olduğu gibi abdestte de dört dörtlük olmalıdır. Abdest, Müslümanın her zaman koruyucu bir silahıdır.

 c- Geceleri kalkıp ibâdet ettiği, meşru ölçüler içinde helâl lokma ile karnını doyurduğu, ALLAH Teâlâ´nın verdiği nimetlerden bir kısmını O´nun muhtaç kullarına verdiği ve böylece birçok kimselerin sıkıntısını giderdiği için sonsuz saadetle müjdelenir. Cabir b. Abdullah (R.A.)´den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “Kim gece çok namaz kılarsa gündüz onun yüzü güzel yani nurlu olur.” buyurdu. (İbn-i Mace, İkame: 174, No: 1333, 1/422; Beyhekî, Şuabu´l-İman, No: 3095, 3/129; Müsnedü Şihab, 1/254)

Demek ki: Gece namazına devam eden ve bunu bol yapanın yüzünde ibâdet nuru ve kabul belirtisi görülür. Mânevi bir güzellik belirgin olarak müşâhade edilir. Hadis-i şerifin mânâsı: “Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir.” (Fetih Sûresi: 29) ayet-i kerimesi ile uygundur. Müslümanlardan çok kimse, gece namazına devam edenleri yüzlerindeki nurla tanır.

 d- Dünyada iken, inkârcı sapıklarla, günahkâr azgınlarla dostluk kurmadığı ve yalnız Mü´minleri kardeş edindiği ve hem kendisi, hem de onlar için çalıştığı için, âhirette onun bu güzel hali yüzünde belirir ve mahşer alanında herkesin gıbtasını çekecek kadar nura kavuşur.

Evet bu parlaklık, ALLAH Teâlâ´nın sevgisi, iman, İslâm ve ALLAH Teâlâ´nın emirlerini eda ederek tam bir tezekkinin eseridir. Bu parlaklık, soğuk-sıcak demeden dünyada alınan abdestin eseridir. Bu parlaklık, ALLAH Teâlâ´nın rızası için yapılan çalışmalara verilen mükâfatın eseridir. Bu parlaklık, herkes uyurken kılınan teheccüd ve sabah namazlarının eseridir. “O yüzler gülücüdür. Çünkü felaha ermişlerdir. Gördükleri nimetlerden dolayı müjdelenir, sevinir.” (Abese Sûresi: 39)

Mü´minler! Bunlar nasıl gülmez, nasıl sevinmez ki.. Çünkü korktuklarından emin, umduklarına nail olmuşlardır. Çünkü ALLAH  Teâlâ´nın cemaliyle ve cennetiyle müşerref olmuşlardır. Elbette gülecekler, elbette sevinecekler.

Mihenk ve kıstas; niyet, samimiyet ve ciddiyet olunca, kıyamet gününde bütün bunlar açığa çıkar ve kişinin yüzünde belirir. Bazı yüzler ışıl ışıl ışıldar, mutluluk ve ferahlık kendini hissettirir. Bazı yüzler de üzerine toz yağmış, is bulaşmış gibidir. Kötü niyetleri, samimiyetsizlikleri, doğruluktan uzak tutumları bütünüyle yüzlerinde tezahür eder. Cenâb-ı Hak bu ikinci zümrenin kâfir ve fâcirler olduğunu açıklamakta ve bu iki karanlık sıfatın kişiyi nasıl sonsuz karanlıklara sürükleyeceğini haber vermektedir.

 “Yine o gün yüzler de vardır. Üzerlerini toztoprak bürümüştür. Onu da bir karanlık ve siyahlık kaplayacaktır.” (Abese Sûresi: 40-41)

Çünkü dünyada terkettikleri farzların, işledikleri haramların ve içine düşmüş oldukları kâfirliğin siyahlığı yüzlerinde zuhur etmektedir. “İşte bunlar da kâfirler ve facîrlerdir.” (Abese Sûresi: 42)

 Dünyada ALLAH Teâlâ´ya değil, sadece nefislerine hizmet edip hayat dizginini nefis ve İblîs´in eline verdikleri; işledikleri bir sürü günah ve isyanla ruhlarını ve kalplerini kararttıkları için âhiret gününde onların bu kötü halleri yüzlerinde görünür; öyle ki yüzlerine toz yağmış ve onun da üzerine is sürülmüş gibi bir görünüme bürünürler. Önlerini ve yanlarını aydınlatan hiçbir nurları olmaz.

  İşte kendini böyle elîm bir sonuca lâyık görenlerin daha çok iki kötü sıfatı söz konusudur:

 a- Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin teblîğ buyurduğu dinî esasları inkâr etmeleridir.

 b- Maddeyi ve şehveti amaç seçip onları elde etmek için her şeyi kendilerine mübah sayarak kutsal değer adına ne varsa hepsini çiğneyip hiçe saymalarıdır. Cenâb-ı Hakk´ın, bu ayet-i kerimelerde Mü´min ve kâfir zümrelerden her birinin karşılaşacağı mutlu veya mutsuz sonucu, âhirette cereyan edecek safhasıyla anıp bir tablo halinde gözler önüne sermesi, elbetteki çok anlamlıdır. Ortada uyarı var, davet var, öğüt var, müjde var ve tehdîd var. Duygu ve düşünceye seslenme; akla ışık tutma, vicdanları harekete geçirme ve gelecek günleri çok iyi hesaba katma sinyali söz konusudur. Yeter ki, gören gözler, işiten kulaklar, anlayan gönüller, düşünebilen kafalar ve duygunun önünde yürüyen akıllar bulunsun. Hz.Aişe (R.Anha) validemizden rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “İnsanlar, kıyamet gününde, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak mahşer meydanında toplanırlar.” buyurdu. Bunun üzerine ben: Ya Resûlellah! Kadınlar ve erkekler hep birlikte! Birbirlerine bakarlar, dedim. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Ey Aişe! Durum, onların birbirlerine bakmaktan daha ağır ve daha ciddidir.” buyurdu. (Müslim, No: 2859, 4/2194; Buhari, 3/1222, 1271; Tirmizî, Tefsir, Abese, No: 3329)

 Kıyamet gününde insanların yeniden diriltilerek ALLAH Teâlâ´nın huzurunda toplanacakları ve hesaba çekilecekleri gerçeği, Kur´an-ı Kerim´in pek çok ayet-i kerimelerinde defalarca ifade edilir. O günün dehşeti, sıkıntıları ve sevinçleri ve benzer haller de Kur´an-ı Kerim ve Sünnette anlatılır. Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu hadis-i şeriflerinde, mahşer gününde insanların nasıl görünümde bulunacaklarını bildirmektedir. Buna göre insanlar, o gün annelerinden doğdukları hal üzere bulunacak, kadın ve erkek hepsi bir arada olacaklardır. Fakat o günün dehşeti ve insanların her birinin kendi başının derdine düşmesi onlara her şeyi unutturacak, kimse kimseyle ilgilenmeyecektir. Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hanımlarından Hz. Aişe (R.Anha) validemizin sorusu üzerine bunu açıkça ifade etmiştir.

Mahşer yerinde herkes kendi derdine düşecek, insanların birbiriyle ilgilenmesi, hatta isteyerek veya istemeyerek birbirine bakması bile mümkün olmayacaktır.

Muhterem okuyucu!

Düşünelim. Aklımızı başımıza alalım. Bu gaflet uykusundan uyanalım. Ölüm gelmeden önce, kendi irademizle, ALLAH Teâlâ´dan korkarak ve haramlardan sakınarak ALLAH Teâlâ´nın emirlerini tutup, iman ve İslâm ile temizlenmeğe çalışmalı ve o gün alnımız ak, yüzümüz pak, güle güle, sevine sevine o son muradımıza erelim. Bu dünya böyle kalacak değildir. Hani ecdadımız. Belki yarın belki yarından da yakındır ölümümüz. Yanımıza yalnız yaptığımız amel kalacak. ALLAH Teâlâ´nın huzurunda yüzümüz ya ak ya da kara olacak. Binaenaleyh:

Çağırsalar bizi, kabre girmek için,

Ruhumuzu Azrail´e vermek için hazır mıyız?

Görüyoruz gidenleri, fakirleri, zenginleri.

Mezarlıktaki yerimizi almak için hazır mıyız?

Günahını, sevabını yaptıklarının cevabını,

Santim santim hesabını vermek için hazır mıyız?

Ey Müslüman kardeşim! Ömür çok kısa.

Dinlemiyor ağa-paşa. Gelebilir her an sıra.

Ölmek için hazır mıyız?

 

Yazdır
Öğretmenler Derneği
G. Başkandan: MAKALELER
Şuur Dersleri
ÖĞ-DER´e Üyelik
Eğitim Yazıları
Öğretmen Rehberi
Yolumuzu Aydınlatanlar
Temel Bilgiler
Önemli Gün ve Haftalar
Nasıl Bağış Yaparım?
Mevzuat
İletişim
Hoşgeldiniz
Kitap Tanıtım
Faydalı Linkler
Şubelerimiz
Tüzük
Niçin ÖĞ-DER
Faaliyetlerimiz
Yayınlarımız
Makaleler
 
Günün Ayeti

Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O´ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.

Tevbe 116

Günün Hadisi

İnsan ölünce (salih) ameli kesilir. Ancak üç amelin sevabı kesilmez: Sadaka-i câriye (kamuya yararlı sadaka), faydalanılan bir ilim ve arkasında kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak.
Tirmizi

Günün Sözü

Yanlışın en tehlikelisi, doğruya en yakın olan yanlıştır.Çünkü doğruyla karıştırılması ve insanların daha kolay aldatılması ihtimali taşır.

Necmettin Erbakan

EĞİTİM YAZILARI
ANKET
Site Yönetimi ÖG-DER